Kitap Sayfaları
Kitap Sayfaları | Sesiyle Gelen, Murat Dai
Kitap Sayfaları
Kitap Sayfaları - Düşüncemi gerçekleştirmek üzere geriye döndüm ve terk edilmiş o evi buldum. Çıplak camın tam önündeydim. Odada hareket eden bir varlık beni ürpertilere boğdu. Onun ne olduğunu çok geçmeden anladım: Karanlık, pencereleri patlatacakmış gibi içeride dolaşıyordu.
Kapıya yaklaşarak yumruk yaptığım elimi kaldırdım. Virane kapının ahşap kokusunu aldığımda, bir sihri sona erdirme endişesiyle elim askıda kaldı. Kendi ağırlığı altında ezilen sessizliği bozmaya cüret edemedim. Ayrıca duyduğum ahşap kokusu, sanki bir yığın yabancı hatıraya uzaktan ışık tutuyordu, altında bir şehrin yattığı suyun yüzüne bir kandilin vurması gibi.
Sesiyle Gelen Kitap Sayfası Oku
“Dışarı çıkıyor!” Gözler bahçeye, kulaklar helikopter sesine dikildi. “Tabanları yakarsak savcıdan önce yetişiriz!” Gizlendikleri koruluktan hücuma kalktılar. En öndeki, bir çığlık gibi ileri atıldı ve yırtmacı cart diye söküldü. Kalabalığı ateşleyen de oydu.
Eteğinin hakkından gelmiş olsa da yere vurdukça kıvılcımlar saçan topuklular hızını kesiyordu. Tam düşecekken kendini toparlıyor, sıkı sıkı kavradığı mikrofon, bir kedinin kuyruğu gibi onu dengede tutuyordu sanki. O hengâmede boştaki eli, bozulacak korkusuyla rüzgârlanan saçına gitti; bu hareketle yanındaki kameramanın aklından “hoh, hoh” efekti geçti.
Soluk soluğa olmasaydı sesli söyleyecekti. Bu efekt ona hiç yakışmıyordu; hem göbeği de yoktu, kuru bir oğlandı. Zaten Epaklüs’te göbekli kameraman işsiz kameramandı.
Şu anki işini, yüz metre koşuda uzun bacaklarıyla rakiplerini geride bırakarak kapmıştı.
Kameramanın ardından gelen cüce kız, ağzına kadar spotlarla doldurduğu ceket ceplerini tutarak canını dişine takmış koşuyordu. Fincan tabağı gibi büyüyen gözleri yuvalarında çalkalandı, dili sarktı ve ağzındaki sakız fırlayıp kameramanın kıçına yapıştı.
İşte bu üçlü ve arkalarındaki uğultulu kalabalık şehrin en uzak mahallesindeydiler, olayın vuku bulduğu evin bahçesine doğru taarruzdaydılar.
Murat Dai Sesiyle Gelen kitabından bir sayfa oku.
Kaldığı küçük oda, girişin çaprazındaydı hemen. O önde ben arkada geniş antreyi geçtik. Kullanılmayan diğer üç odanın köşelerine Antep harbinden kaldığı sanılan döküntüler yığılmıştı. Eşyaların üzerine serili keten örtülerdeki toz ve yıpranmışlık, mezardan çıkarılmış kefenleri akla getiriyordu.
Bunların hiçbiri, kapıdan girince soldaki oda kadar ilgimi çekmezdi: Oda ilkin soğukluğu ile ürperti verirdi. Kapısı, içerideki birinin şeytani göz kırpışlarını görecek kadar aralıktı. Beton zemininde adımların gezmeyeli, içinde gülüşlerin duyulmayalı o kadar mevsim geçince zaman burayı terk etmişti. Sanki odanın içinde ikinci bir oda gizliydi ve orada geçmiş yıllarda edilen lakırdılar, kaybedilen yüzlerin ifadeleri saklıydı.
Tavanında asılı kocaman kancalar beni tekinsiz olduğu ölçüde gizemli düşlere salardı. Ne zaman o odaya girsem başımı kaldırıp uzun uzun bakardım onlara. Kancalarda, insan tınısına aç kalmış kulakların asılı olduğunu düşlerdim. ( Kitap Sayfaları Sesiyle Gelen, Murat Dai )